Embed

Tiyatro toplumu ileriye götürmeyecek geleneklere karşıdır

Kavramların sulandırıldığı şu günlerde doğruyu söylebilmenin huzurunu taşıyan bir oyuncu...

 
Levent Üzümcü sanatı şöyle yorumluyor: “Toplumu ileriye götürmeyecek geleneklere karşıdır.” Tarihe ise not düşüyor: “Bizi baskıyla bitireceklerini sanıyorlar. Tarihin gidişatını beden değil, beyin ağırlıkları belirler.”

Büyüklerimiz hangimize küçükken yaptığımız taklitlerden dolayı 'büyüyünce tiyatrocu olacak' demedi ki? Tiyatroculuk daha çocukken benimsenen bir ideal değil midir? Çocuklar öğretmen, doktor olmayı ister. Bu meslek grubundaki insanların hayatımızda yeri vardır. Doğdumuz andan itibaren doktoru bilir, okula gidecek olmanın bilinci ile büyürüz. Peki, tiyatroculuk nasıl işler belleğimize? Millattan önce Atinalılar'ın insanlığa mirasına ilk çocuklar ortak olur. İşte bu miras insanlığın toplumsal belleğinde kökleşir, dallara ayrılır ve sadece ona katılarak çoğaltabilirsiniz. Satamazsınız, satın alamazsınız! Ömrünün sonuna kadar sadece tiyatrocu olarak kalmayı isteyen bir tiyatrocu, "Tiyatro dünyanın hiçbir yerinde kar etsin diye yapılmıyor" diyor. Tiyatrocularla yaşadığı tartışmaya 'tiyatroları özelleştireceğiz' diyerek nokta koyan Başbakan Tayyip Erdoğan, "Geçen sene devlet tiyatrosuna harcanan para 140 milyon lira. Gelir ise 4 milyon lira" sözünün sahibi.  

 

Şehir Tiyatrolarının yönetimine belediye bürokratlarının getirilmesinin istenmesiyle başlayan tartışma, Şehir Tiyatrosu oyuncularının ne sahnede öpüştüğünü bıraktı ne de aldıkları maaşı! Bu konuda Levent Üzümcü oldukça tepkili: “Bazı adamlar muhafazakar oyun yazdım, muhafazakar oyun oynuyorum, diye ortaya çıktı. Bu erkin belediyeleri şimdi bunlara çuvalla para veriyor. Bir de diyorlar ki, ‘tiyatro sizin tekelinizde mi?’ Tekelimde demiyorum ki! Bu, tiyatro oyunu değil diyorum. Bu sadece Türkiye’ye özgü birşey değil. Fransa’da tiyatro festivaline gittim, orada da gördüm. Tiyatro değil. Ama onlar kimden aldı acaba paralarını? Sarkozy’den mi? Sanat özünde anarşisttir. Toplumu ileriye götürmeyecek olan geleneklere karşıdır. Bunları sorgular. Sıkıntı da budur. Tiyatro etkili bir sanattır.”
 
‘O gazetelere manşet olmayı ister misin?’
“Bu kadar sıkıntı çekiyorsanız, tiyatrocunun mutluluk kaynağı nedir” diyoruz: “Ben sahnede olmayı seviyorum. İnandığım, istediğim oyunlarda rol almayı seviyorum. Ama bir iki tiyatro oyuncusu, tiyatro sahibi arkadaşımız çıkmış diyor ki, ‘Kaldırın bu tiyatroları’. Sonra diyorlar ki, ‘kaldırın’ demedik. Onların sözlerini de almışlar Akit’lerde, vakitlerde yayımlıyorlar. Neden yayımlıyorlar? Sen ister misin Türkiye’nin aydın bir tiyatro oyuncusu olarak bu gazetelerde yer almayı? İşte senin değerin o gazetelerin manşeti kadar bundan sonra. Bende biliyorum devlet ve şehir tiyatrolarında aksaklıklar olduğunu. Ama bunun nedeni siyasi erkler. Sağcısı, solcusu değil. Oraya kim oturduysa onlar. Benim borum ötecek diye diye bu hale getirdiler tiyatroyu.  Hala içimizde iyi şeyler yapmaya çalışanlara da, ‘bu terbiyesiz sahnede öpüşüyor’ diyorlar. Öpüşeceğiz tabi. Ben sahnede öpüşünce mesleğimi yapıyorum, terbiyesizlik yapmıyorum. Olayı gelmişler öpüşmeye, sevişmeye indirgemişler. Sen hayatta bunu yapmıyor musun? Ben seni yansılıyorum orada. Hepimize garip garip yaftalar. Dava açamıyorsun, sesini çıkaramıyorsun. Bütün adalet ellerinde, yönetim ellerinde. Sanki ülkede biz yokuz gibi hava yaratılıyor. Artık buramıza kadar geldi bizimde. Taksim’de yedi bin kişi toplandık. Yürüdük orada, sesimizi çıkartmaya çalıştık. Bana, ‘halka karşı yürüyorsun’ diyor. Ne demek! Ben halk değil miyim? Biz uzaydan mı ışınlandık? Bizim dedelerimiz bu ülke için savaşmadı mı?”
 
‘Ulusalcılık yafta oldu’
“Yanlı ve yanlış tanıtılıyoruz.” diyor Üzümcü. Sorunların sadece bir kesimin egemen olma anlayışından kaynakladığını belirterek, “Toplumun yüzde 51’inin bugünkü egemen güce oy atmış olması, egemen gücün “toplumun sadece yüzde 51’ini memnun edecek siyasi manevralar yapmasının” geçerli açıklaması olamaz. Sen yüzde 51’i temsilen oraya gelmişsen, yüzde 49’un da hakkını korumak için orada olmalısın.” diyor.
 
Üzümcü bu siyasi manzaranın adını koyuyor: “Karşı devrim”. Bu süreçte Kemalizm’in bile suç olduğunu, ulusalcılığın bile yafta olarak kullandığını belirtiyor. Devrimi bu toprağın çocuklarının hep birlikte gerçekleştirdiğini vurgulayan Üzümcü, “Orada toplumsal mutabakatın olmadığı, bir tahakküm olduğunu söylüyorlar. Tarihimizle yüzleşme adına bir anda eski belgeler ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar, dedesinin bile yaşamadığı dönemlerle ilgili olanlardan dolayı birilerini suçlu tutmaya başladı. Bu karmaşa içinde biz tiyatroculara da dokunacaktı karşı devrimdeki hikayelerden bir tanesi. Sadece tiyatroculara değil, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan, Devlet Opera ve Balesi’nden birçok insana dokundu bunun ucu. Ve olayı şuna yatırdılar; hayatı boyunca hiç tiyatroya gitmemiş insanlara dediler ki; bunlar, yarım porsiyon aydınlar, otururlar sizin vergilerinizi yerler, orada burada içerler, caka satarlar ama sizin vergilerinizi yerler. Sosyal medyadan da bazı insanlar, ‘artık bizi paramızı yiyemeyeceksin şerefsiz’ diyor. Bu mesajları yayımladım.” dedi.
 
‘Doğru tektir’
Kavramların bu kadar sulandırıldığı günlerde aydın sorumluluğuyla doğrunun tek olduğunu söyleyen Levent Üzümcü: “Senin benim gibi ihtiyaçları olan, dertleri, sıkıntıları, kaygıları olan bir insanım. Kendimi ifade etmek, anlatmak kaygısı içindeyim. Böyle olmayan meslektaşlarıma da kızgınım. Bir derdin varsa söyle arkadaş bunu. Neden söylemiyorsun? ‘Benim çok izleyenim var abi, söylemem ben bunu’ diyor. Doğru da her kesimin doğrusu değil ki. Doğru tektir, kesimine göre bakamazsın. Bu kadar sevenin var, çık birşey söyle. Bu senin ülken. Doğacak çocuk da bu ülkeye doğacak. Onun geleceği? Neden konuşmuyorsun? Bu beni çok sıkmaya başladı artık. Samimiyetsiz buluyorum ben bu insanları. Zamanında Atatürk belgeseline sponsor olmayanların, ‘bizim içimizde Atatürk’ü sevmeyenlerde var’ demesine benziyor bu. Durum bu işte. Mustafa Kemal’i sevmek ayıp mı? Hakikatten söylüyorum bunu! Sosyalist olmak ayıp mı? Sosyalist olup Mustafa Kemal’in yaptıklarından hoşlanmak ayıp mı? Türkiye’de solcuyum diyorsun, Kürt olayında nasıl bir çözüm üretiyor? Ermeni meselesinde bakışın ne? Kıbrıs olayına bakışın ne? Bak, sol şu anda bile milyona ayrıldı. Ne güzel sağcı olsaydım(!). Tek bir tane sağ var, harika olurdu yani hayatım(!) Sosyalistlerin ortak bir paydası olmak zorunda.”
 
Üzümcü’ye “Son söz” dedik; “Bizi baskıyla bitireceklerini zannediyorlar. Tarihin gidişatını beden ağırlıkları değil, beyin ağırlıkları belirler” dedi.
 

Ondan 10

Levent Üzümcü'ye on kelime söyledik. O kelimenin kendisinden ne çağrıştırdığı bize söylemesini istedik. İşte yanıtları:

Gazetecilik

- Zor be

Para

- Kolay

Özgürlük

- Zor

Huzur

- Zor

Çocuk

- İyidir

Terör

- Kötüdür

Adalet

- Zor

Milli irade

- Ne milli iradeymiş be

Kitap

- Gerekli

Magazin

- Tırı vırı

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !