Embed

'Muhafazakar sanat yok, sanat var'

 

Levent Üzümcü, bir tiyatro oyuncusu. Bir insan. Güleryüzlü, neşeli, aynı zamanda sorgulayıcı. Kaygıları var. "Meşhur" olmayı tırnak içinde bir mesele olarak görüyor. Kendisi pek anlatmıyor ama iyi bir tiyatro eğitimi almış. Hem yurt içinde hem yurt dışında. Onu sahnede, beyaz perdede, ekranda gördük. Levent Üzümcü'yü son zamanlarda "sokakta" görüyoruz. 
 
"Bu kadar yanlışlığa, bu kadar çarpıklığa birilerinin birşey söylemesi lazım" diyor. Işıklandırılmış yolların değil, kendi el feneriyle aydınlattığı yolun yolcusu o. Sözünü sakınmıyor. Ömür boyu sadece tiyatrocu olarak kalmak istiyor. Ülkenin geleceğini düşünmeyen meslektaşlarına ise kızgın. Sanatçının ideolojisi, fikri olmaz ezberine karşı. Sosyalist bir aydın. Bu kadar cesur konuşursanız sahneye çıkamazsınız, rol teklif edilmez diyecek oluyoruz, kızıyor. "Benim tek kaygım halkın tiyatrodan uzak kalacak olması" diye yanıt veriyor. 
 
Yeni düzenleme eğer kabul edilirse Şehir Tiyatroları'nı belediye bürokratları yönetecek. Tiyatrocular buna tepkili. Taksim'de büyük bir yürüyüş yaptılar. Belki birçoğunu televizyonda gördüğümüz için bu insanların bir derdi yok diye düşünebilirsiniz. Levent Üzümcü'yle konuştuk. Öyle değil. 
 
'Belediye otobüslerini tiyatrocu mu organize ediyor'
"Neden sokaktasınız?" sorusuna Üzümcü'nün yanıtı net: "Beş tane belediye bürokratına verdiğin zaman belediyenin yönetimini daha demokratik olmuyor. Ne anlasın belediye bürokratı tiyatrodan. Ben ne anlarım İSKİ'den! Belediye otobüslerini organize etmesi için işin başına tiyatrocu mu koyuyorsun? Tiyatro bu ülkenin, halkın tiyatrosu. Ben yedi liraya oyun oynuyorum orada. Ve utanmadan diyorlar ki, 'parayı ben veriyorum, bana tiyatro yapacaksın'. Böyle bir saçmalık ömrümde duymadım. Benim yaptığım tiyatro sana veya ona oy atana göre yapılmaz ki! Tiyatronun değerleri evrenseldir, buna göre tiyatro yapılır. Sen evrensel bir oyun yazdın da ben oynamadım mı? Çıkmışlar muhafazakar sanattan bahsediyorlar."
 
Konu kendiliğinden açılıyor. Soruyoruz "Sanat muhafazakar olabilir mi?" Soluk almadan anlatmaya devam ediyor: "Sanat muhafazakar olamaz. Sanatçı muhafazakar olabilir. Neden yapılır sanat? Hayata, sosyolojiye, ührevi dünyaya dair bir derdin vardır. Oturur birşey yazarsın. O yazdığın şey kaç kişiyi ilgilendiriyor. Yazı bulunduğundan beri insan sanat kuramları üretiyor, felsefe yapıyor. Hiç gördün mü bir yerde 'muhafazakar sanat' diye bir sanat tanımı."
 
'Yalan böyle olur'
'Tektipleştirme' son zamanlarda tartışılan bir kavram. Tiyatrocuların yaşadığı sorunun bu olduğunu öğreniyoruz. Sanatın kar amaçlı yapılamayacağını çeşitli örneklerle anlatıyor Üzümcü: "Dünyanın kaç yerinde klasik müzik orkestralara kar etsin diye vardır?" diye soruyor ve devam ediyor: "Toplumun yüzde ellisi, altmışı klasik müzik konserine gitmiyor diye bu bir anda tu kaka olamaz! İnsanlar bunun eğitimini alıyorsa, birileri bunun eğitimini veriyorsa biryerlere tutunmak içindir. Bunlar insanın kendini ifade etme biçimleridir. 'Mezhebin tek tip olacak, milliyetin tek tip olacak' böyle birşey yok! Burası bir köprüdür. Bir ton ırk kalmış, din, inanç gelmiş burada kalmış. Herşeyi tektip yapmaya çalışarak demokrasi olmaz. Yalan böyle olur. Bunu söylemeye çalıştığında, tek becerisi küfretmek olan insanlar sana küfretmeye başlıyor."
 
'Ne olduysa sosyalistlere olmuştur'
Tektipleştirmenin en somut örneği cezaevi. Herkes tutuklanabilir diye bir algı oluştu. Beş yıldır cezaevinde yatan aydınları görünce böyle algılanması haksız değil. Meydan kime kaldı; Küfürbazlara. Artık herşeye küfrediliyor. Sanatçılar da bu hışma uğradı. Levent Üzümcü bu durumu görüp sesini çıkarmayan meslektaşlarına tepkili: "Çocuklara tecavüz edenler dışarıda, katiller dışarıda, sırf bu görüşün mensubu olduğu için her türlü düzenbazlığı yapanlar dışarıda... Onun dışında bakıyorsun gazeteciler içeride, ordunun yüksek komutanları içeride... Ondan sonra; 'Ulusalcı, orducu'. Ne alakası var! Ne orduculuğu kardeşim, bu ordu darbe yaptığında bugünün siyasi erkinden kaç kişi, o ordunun yaptığı anayasaya 'evet' oyu attı? Çıksınlar bunu söylesinler. Hepsi 'evet' oyu attı. Birde onları yargılamaya çalışıyorlar. Bu toplumda ne olduysa sosyalistlere olmuştur. Doğruyu söyledikleri için. Kıvırmadıkları için. Kalkmışlar diyorlar ki, 'Bu tiyatro oyuncularının hepsi sosyalist, komünist'. Hadi ya! Küfürmüyüz hala biz? Bu arada, hiçbirimiz böyle bir genellemeye tabi tutulamayız. Her görüşten arkadaşımız var aramızda. Yani artık buramıza kadar geldi. Hiç kimse birşey söylemiyor. Al benim meslektaşlarım. Kardeşim sen neden bu kadar tanınıyorsun? Bu halk seni sevdiği için. Çık iki laf birşey söyle. 'Aman bu halk beni sevmez, oyunuma gelmez, dizimi izlemez.' Çık birşey söyle, muzdarip değil misiniz?"
 
Bu söyleşi 8 Eylül 2012 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır. Söyleşinin devamı 9 Eylül'de yayımlanmıştır.
 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !