Embed

‘Bu savaşı kazanmanın tek yolu o alçakları bulmak’

 

Bizler yaşananları anlamakta güçlük çekiyoruz. Komutanlarımızın, bütün bu haksızlıklara neden olanların bulunması, gerçeklerin ortaya çıkarılması için çaba göstermemesini içimize sindiremiyoruz.”

MEHMET BOZKURT

İlk kez bir amiral Balyoz davasında başına gelenleri ve Hasdal Cezaevi’nde yaşadıklarını yazdı. Balyoz tertibinde hakkında 18 yıl ceza verilen Gölcük Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Bir İhanetin Öyküsü-Hasdal’da Bir Amiral” kitabında bugüne kadar ortaya çıkmayan bir mektuba yer verdi.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel’e 13 Mart 2012 tarihinde gönderilen mektupta Gölcük Donanma Komutanlığı’nda parkelerin altından çıkan çuvalların kimler tarafından yerleştirildiğinin araştırılmamasına tepki gösteriliyor, komutanların tutuklanan personelin hakkını koruyamadığı belirtiliyor. Murat Bilgel’e yönelik ağır eleştirilerin yapıldığı mektubun yazılmasına eski Genelkurmay Başkanları Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu’nun aralarında blunduğu 31 tanığın dinlenmesinin ardından karar verildi.

Kitapta mektubun gönderilmesinin nedeni şöyle ifade ediliyor: “Mahkemedeki bu gelişmeler üzerine Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel'e, isyanımızı, hayal kırıklığımızı, kızgınlığımızı anlatacak, bu arada hakaret içermeyecek bir mektup göndermeye karar verdik. Böyle bir mektubu kaleme almak hiç kolay değildi. Sonuçta üzerinde uzun süre çalıştığımız, 13 Mart 2012 tarihli aşağıdaki metni kendisine gönderdik”

İşte “Sayın Komutanımız” diye başlayan o mektuptan bölümler:

Devlet haksızlığın tarafı olmuştur’

Silahlı Kuvvetler dahil olmak üzere devletin neredeyse tüm organlarına öldürücü bir virüs gibi yerleşmiş, dışarıdan destekli bir iftira çetesinin hazırladığı düzmece belgelerle açılan sanal davalarda, bugün yüzlerce Türk askeri tutuklu olarak sözde yargılanmaktadır. Böylelikle, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde tarihin şahit olduğu en acımasız tasfiye hareketi, bu alçak komploya dayanarak gerçekleştirilmektedir.”

Bugüne kadar mensubu olmaktan onur duyduğumuz, güvendiğimiz kurumumuz tarafından, hukukun olmadığı bu sanal davalarda kişisel olarak hukuk mücadelesi yapmak zorunda bırakılmamız, dayanılmaz bir yalnızlığa terk edilmemiz, bizleri derinden yaralamıştır. Yapılan sahtekârlıkları devletin en yüksek makamlarını işgal eden sivil-asker herkes bildiği halde, bu büyük haksızlığa, 'Hukuk süreci içinde her şey çözülür' diyerek göz yumulması içimizi acıtmaktadır. Haksızlığa uğrayanın hakkını korumak zorunda olan devlet, bu durumda bizzat haksızlığın tarafı olmuştur.”

Savunmaların tamamlanmasından sonra geçilen Tanık Dinleme Safhasında, aynı heyet, iddia makamınca darbeyi önlediği ileri sürülen bu davanın en önemli tanığı zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Aytaç Yalman'ı, ısrarlı taleplerimize rağmen tanık olarak çağırmamıştır.”

İçlerinde suç unsuru bulunduğu iddia edilen CD ve 'hard disk'lerin tarafsız bir bilirkişiye incelettirilmesi talebimiz de hiçbir gerekçe gösterilmeden sürekli olarak reddedilmiştir.”

Hukuk süreci denilen aldatmca’

İşte, komutanlarımızın meseleyi hukuk süreci içerisinde çözeceğine inandığı mahkemenin uygulamaları bunlardır. Hukuk süreci denilen aldatmacanın da aslında bir tiyatro oyunundan başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır. Bugüne kadar komutanlarımızın 'işlerin mutlaka düzeleceği' yönündeki telkinleriyle isyanımızı içimize gömdük, adaletin gerçekleşmesini boş yere bekledik. Bu sakin ve saygılı duruşumuzu yanlış yorumlayanlar, suçlu olabileceğimizi ima edenler bile oldu. Ama artık deniz bitti. Bundan sonra uğradığımız haksızlığı, isyanımızı kamuoyuna duyuracak her türlü girişimi yapmaya hakkımız var. Bu hakkımızı da sonuna kadar kullanmaya kararlıyız.”

Amaç TSK’nın Atatürk ilkelerinden arındırılması’

Sizin de Hasdal'da ziyaret ettiğiniz bazı arkadaşlara söylediğiniz gibi, yaşadığımız süreç bir savaş, bizler de bu savaşta pusuya düşürülerek esir alınan askerleriz. Bu savaşta amaç, hukuk maskesi altında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin itibarsızlaştırılması, tasfiyesi ve dönüştürülmesi, böylelikle Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve prensiplerinden tamamen arındırılmasıdır.”

Bütün bu yaşananlardan sonra sizin böyle bir endişeniz yok mu? Bizlere bu iftiraları atanların Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki işbirlikçileri kanserli bir organ gibi bütün gövdeyi etkiliyor. Onları bulup ortaya çıkarmadıkça, kökünü kazımadıkça eninde sonunda gerçekleşecek olan gövdenin ölümünden tarih önünde herkes sorumlu olacaktır. Bu savaşı kazanmanın tek yolu o alçakları bulmak, bizleri ve aslında Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temize çıkarmak, en önemlisi de kamuoyu nezdinde itibar ve onurunu iade etmektir.”

Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak üzülüyor musunuz?’

Gerçekten merak ediyoruz. 6 Aralık 2010 tarihinde Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramada bulunan dijital verilerin sahte olduğu Deniz Kuvvetleri Bilirkişi Heyeti tarafından belirlenmişken, o verilere dayanarak bizlerin tutuklanması ve aylardır hapiste tutulması Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak sizi de bizim kadar üzmüyor mu?”

Donanma Komutanı olduğunuz sırada, söz konusu sahte dijital verileri Donanma'nın kalbine gömen alçakların, bugün ellerini kollarını sallayarak komutanlığını yaptığınız Deniz Kuvvetleri içerisinde utanmadan göreve devam etmelerine katlanamıyoruz. Bu hainlerin üzerine ciddi ve kararlı bir şekilde gidilmesi gerekirken olayın yeterince araştırılmamasını, adeta sürüncemede bırakılmasını yorumlayamıyoruz.”

Bu konuda emrinizle açılan adli soruşturmada, Askeri Savcı'nın, Balyoz davasında sanık olan bir subay ve bir astsubay dışında kimseyi ifadeye çağırmayarak soruşturmayı fiilen durdurmasını nasıl kabullenebiliyorsunuz?”

Bizler yaşananları anlamakta güçlük çekiyoruz. Komutanlarımızın, bütün bu haksızlıklara neden olanların bulunması, gerçeklerin ortaya çıkarılması için çaba göstermemesini içimize sindiremiyoruz.”

Yapacak bir şey yok’ diyemezsiniz

Siz Deniz Kuvvetleri Komutanısınız. Tarihe bu kritik dönemde yaptıklarınız veya yapmadıklarınızla geçeceksiniz. Bulunduğunuz makam, ağırlıklı olarak Deniz Kuvvetleri'ne yöneltilen bu hain saldırıyı görmezden gelme, 'yapacak bir şey yok' deme hakkını kimseye vermez. Bu süreçte ailelerimizi destekleme çabalarınızın farkındayız. Ancak asıl önemli olan, bu kurgulanmış davada komutan olarak yıllardır birlikte çalıştığınız silah arkadaşlarınıza olan desteğinizi ve inancınızı göstermenizdir. Ne yazık ki, bugüne kadar sizden böyle bir destek göremediğimizi üzülerek söylemek zorundayız.”

İç Hizmet Yönetmeliği'ne göre amir astının hakkını hukukunu korumakla mükelleftir. Önceki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner hukuk kisvesi altında yapılan bu haksızlığa dayanamamış, 'Personelinin hak ve hukukunu koruma sorumluluğunu yerine getiremediği için işgal ettiği yüce makamda göreve devam etme imkânının kalmadığını' beyan ederek, Kuvvet Komutanlarıyla birlikte istifa etmiştir.”

İstifa edenlerin çizdikleri hattın neresindesiniz?’

Sizin de aynı nedenle zor günler geçirdiğinizi, Deniz Kuvvetleri'ndeki amirallerin yarısı, en değerli albaylar, subay ve astsubaylar haksız ve hukuksuz bir şekilde hapis yatarken geceleri huzur içinde uyuyamadığınızı tahmin edebiliyoruz. Ancak istifa eden komutanların beyanlarıyla çizdikleri hattın neresinde durduğunuz konusunda bugüne kadar fikir sahibi olamadığımızı belirtmek isteriz. Yine de, meslek yaşamınızın son gününe kadar, makamınızın gerektirdiği sorumlulukları yerine getireceğinize olan inancımızı muhafaza etmek istiyoruz. Saygılarımızla."

Bu haber 14 Ocak 2013 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !