Embed

Askerlerden Genelkurmay'a büyük tepki

 

"Askeri casusluk" davasında  aralarında sivil kişilerinde bulunduğu 41 sanığın, Genelkurmay Başkanlığı'nın mahkemeye gönderdiği raporlar sonucu, "Devlete ait gizli belge" bulundurmaktan hapsi isteniyor. Sanıklar raporu hazırlayan askeri yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

MEHMET BOZKURT / GAMZE ÇINLAR

Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen "Askeri casusluk ve fuhuş" davası olarak bilinen davada mahkemenin, karar vereceği günü bugün açıklaması bekleniyor. Duruşma savcısı geçen ay esas hakkındaki görüşünü açıkladı. Savcı, tüm sanıklar hakkında "Askeri casusluk ve fuhuş suçunun oluşmadığı" gerekçesiyle beraat istedi. 56 sanıklı davada tüm sanıkların "örgüt", 41 sanığın ise devlete ait gizli belgeleri bulundurmak suçlamasıyla 1 ile 12 yıl arasında değişen hapisle cezalandırılması isteniyor.

Asker ve sivil kişilerinde bulunduğu 41 sanık hakkında Genelkurmay Başkanlığı'nın mahkemeye gönderdiği değerlendirme sonucu, "Devlete ait gizli belge" bulundurmaktan hapis cezası isteniyor. Oysa soruşturma "Askeri casusluk ve fuhuş" suçlamasıyla başladı. Savcı bu suçun oluşmadığını belirterek, beraat istedi. Aramalarda el konulan "Amerikan gemilerinin resimlerinin, United States Coast Guard’a ait 47 adet İngilizce sunumun, McAfee Anti-virüs yazılımının, 'Denizde İlk Yardım' konulu belgelerin, Atatürkçülük ders notlarının, 'Toplam Kalite Yönetimi' isimli belgelerin Genelkurmay tarafından "devlete ait gizli belge" olarak değerlendirilmesi nedeniyle 41 sanığın en az 1 yıldan 12 yıla değişen oranlarda hapsi isteniyor.

Sanıklar geçtiğimiz hafta mahkemede esas hakkındaki son savunmalarını yaptı. Başına gelenlerin "tertip" olduğunu belirten sivil ve asker sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı'nın mahkemeye göndermiş olduğu değerlendirme raporlarına son savunmalarını yaparken büyük tepki gösterdi.

‘Genelkurmay raporu güvenilir değil’

Emekli Pilot Yarbay ve Havelsan çalışanı Mehmet Seyfettin Alevcan esas hakkındaki savunmasında ‘Genelkurmay raporu güvenilir değil’ diyerek, raporu hazırlayan kişiler hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıkladı. Alevcan, şunları kaydetti: “Genelkurmay Başkanlığı'nın 'Gizli' ibareli ‘Kamu Yönetimi Kanun Tasarısı bilgi Notu’ konulu evrak için TCK 334 kapsamında değerlendirilmiştir’ denilmişti. Bahse konu kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılmış ve ‘Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiş bir kanundur. Genelkurmay Başkanlığı'nın bu tutarsızlıklarla dolu, konu hakkında uzmanlığı dahi bulunmayan, hukuk bilgisinin hiç olmadığını değerlendirdiğim bir takım tarafından hazırlanmış bir değerlendirme yazısı ile ben TCK 326 ile suçlanıyorum. Dijital bir ortamdaki bir evraka bakıp çalma, tahrip etme, sahtecilik yapma, hile ile alma eyleminin gerçekleştiğini bu Genelkurmay Başkanlığı raporunu düzenleyen zevat nasıl anladı? Bu şekilde yorum yaparak yürüyen bir yargılama sürecini daha soruşturma safhasından başlayarak etkilemişlerdir. Yani 'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' suçunu işlemişlerdir. Bu yazıda imzası bulunan 4 şahıs hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.” Genelkurmay Başkanlığı tarafından mahkemeye gönderilen raporda imzası bulunan Deniz İstihbarat Binbaşı Hüseyin Yıldırım'ın sanıklar tarafından yapılan itiraz üzerine gelen yazıda da imzasının bulunduğuna dikkat çeken Alevcan, " İtiraz edilen rapora yönelik yeni hazırlanan raporda aynı kişinin yer alması ahlaki, etik ve kanuni olarak ne anlam ifade eder? Genelkurmay Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu raporların hiçbir hukuki geçerliliği kalmamıştır” dedi.

‘İhaneti gördüm’

Deniz Kurmay Albay Mehmet Koray Eryaşa, esas hakkındaki savunmasında şöyle konuştu: “Genelkurmay raporunu okuduğumda ihanete nasıl uğradığımı gördüm, tüylerim diken diken oldu. Genelkurmay Başkanlığı benim belgelerim için TCK 334'e tabi dedi. Genelkurmay Başkanlığı benden çıkan belgeleri değerlendirecek yetkiye sahip değil. Ben deniz subayıyım, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın bu belgelere bakma yetkisi var.”

‘Bulundurma yetkim var’

Binbaşı Cem Ciran da yaptığı savunmasında, “Evimden alınan belgeler görevim sebebiyle bende bulunuyor, herhangi bir yerden temin etmem gerekmemektedir. Zaten nüfuz etme hakkımın olduğu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından belirtilmiştir” diye konuştu.

İki tip belge var

‘Askeri Casusluk ve Şantaj’ davası kapsamında ‘suç delili’ olarak gösterilen iki tip belge bulunuyor. Bir tarafta genç subayların evlerinde yapılan aramalar sırasında bulunduğu iddia edilen belgeler, diğer tarafta ise üst rütbeli subayların kaldıkları askeri lojmanlarda yapılan aramalarda el konulan belgeler.

Birinci tip belgede, dava avukatları ve sanıklar yaptıkları savunmalarda, bunların “komplocular” tarafından oluşturulan “düzmece” belgeler olduğunu, iddia edilen belgelerin içeriğini bilmediklerini, iddianameye bakarak isimlerini öğrendiklerini açıkladı. İkinci tip belgede ise, üst rütbeli subaylar, elde edilen belgelerin kendilerinde bulunmasının görevleri gereği normal olduğunu, bu yüzden ‘temin etme’ durumunun söz konusu olamayacağını duruşmalarda sürekli dile getirdi. Subaylar, bu belgelerin kendi çalışmaları olduğunu belirterek, bunların kimi zaman akademik çalışmalar veya ders notları gibi belgeler olduğunu söyledi.

 

Bürokrata 'yetkimiz yok' raporu

Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nda Uluslararası İşbirliği Daire Başkanı Ahmet Lütfi Varoğlu geçtiğimiz hafta yaptığı savunmasında, kendisinden çıkan belgelere Genelkurmay'ın ikinci bir rapor verdiğini belirterek, raporu mahkemeye sundu. Genelkurmay'ın, Varoğlu'na verdiği raporda, "size ait belgeleri inceleme, değerlendirme yetkimiz yok" denildi.

Daha önce, dava kapsamında belli bir süre tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Yüzbaşı Esin Tolga Uçar, Genelkurmay Başkanlığı'ndan gönderilen raporlarla ilgili ciddi hatalar olduğu gerekçesiyle, raporu hazırlayanlar hakkında şikayetçi olmuştu.

Genelkurmay'ın raporu baskın yaptırttı

3 Ağustos 2010 günü İstanbul Kadıköy'de bir eve yapılan baskında çantadan çıkan evraklar savcılık tarafından Genelkurmay Başkanlığı'na soruldu. Genelkurmay'dan gelen, "devlete ait gizli bilgilerdir" raporu üzerine 25 Ekim 2010'da ikinci dalga geldi. Belgelerde ismi geçen birçok asker, sivil "Askeri casusluk, fuhuş, şantaj için örgüt kurmak ve devlete ait gizli belgeleri bulundurma ve çalmak" suçlamasıyla gözaltına alındı ve tutuklandı. Bugün savunmaların tamamlanıp, mahkemenin sanıklar hakkında karar vereceği günü açıklaması bekleniyor.

Bu haber Aydınlık gazetesinin 30 Temmuz 2012 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !